3 Ağustos 2013 Cumartesi

Geçmişten Günümüze Simit

Simidin tarihi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu'da hüküm sürdüğü döneme kadar uzanmaktadır. Bu dönemde sarayda un depolarına "simithane", padişah fırınına ise "simit fırını" denilirdi. 1593 tarihli Üsküdar Şeriye Sicili'nde, has undan yapılmış halka biçimindeki bir çeşit ekmek "simid-i halka" olarak adlandırılmaktadır. II. Süleyman döneminden bir Mutfak Defterinde (1691), çörek ve ekmeğin yanı sıra, saraya günde 30 adet halka-i simid tahsis edildiği yazmaktadır.

Bilinen diğer bir gerçek de Osmanlı padişahlarının ramazanlarda iftarda verilen yemekten sonra yollarda saf tutan askerlere simit hediye ettikleridir. Yani simit kültürümüzde padişah hediyesi sayılacak kadar "değerli" ve bir bakıma "saray"lıdır.

Halka sözcüğünün kaybolup günümüzdeki "simit" kelimesinin tek başına kullanılması oldukça uzun zaman sonra gerçekleşmiştir. İlk kez 18. Yüzyıl kaynaklarında, halka-i simid yerine sadece "simit" denildiği görülmektedir. Bu yıllarda saraylarda talep gören simit, halk arasında da epey meşhurdu.

Ucuzluğu ve doyuruculuğu ve her yerde bulunabilmesi nedeniyle, gerçek bir halk yiyeceği olan simit; şehirlerdeki halk fırınlarında da pişirilir; sokak satıcıları sayesinde şehrin her bir köşesinde yerini alırdı

1761'de yıllarda, ekmekçiler, börekçiler ve simitçiler arasındaki rekabet nedeniyle, İstanbul kadısı "Simitçiler Ekmek Üretmiyeler" hükmünü çıkarmış, böylece günümüzdeki sadece simit üreten fırınlar oluşmaya başlamıştır.

Simitçiler ilk kez 10 Haziran 1910'de bir araya gelip dernek kurmuşlar, "Ekmekçi ve Börekçiler" adıyla kurulan cemiyetin içinde yer almışlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder